Burdasınız : Anasayfa > S > Sözcükte Anlam Nedir

Sözcükte Anlam Nedir


Sponsorlu Baglantilar



Ekleyen : admin Okunma : 107853
Ekl.: 08-10-2014 Gün.: 08-10-2014

Bu Yazıda Neler Var

  • SÖZCÜKTE ANLAM
  • A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER
  • 1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)< a>
  • 2. YAN ANLAM< a>
  • 3. MECAZ ANLAM< a>
  • 4. DEYİM ANLAM< a>
  • Deyimlerin özellikleri:
  • 5. TERİM ANLAM< a>
  • 6. ARGO ANLAM < a>
  • 7. SOYUT ANLAM< a>
  • 8. SOMUT ANLAM< a>
  • 9. GENEL ve ÖZEL ANLAM< a>
  • B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ
  • 1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER< a>
  • 2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER< a>
  • 3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER< a>
  • 4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER < a>
  • 5. İKİLEMELER < a>
  • 6. YANSIMALAR < a>
  • 7. atasÖzlerİ< a>
  • 8. DOLAYLAMA< a>
  • 9. anlam genİŞlemesİ< a>
  • 10. anlam daralmasI< a>
  • 11. anlam İYİLEŞMESİ < a>
  • 12. anlam kÖTÜlenmesİ< a>
  • 13. gÜzel adlandIrma< a>
  • İlgili Yazılar

  • Ilgili yazi bulunamadi..
  • En Son Eklenenler

    08 | Yakıt Yakıt
    Sözcükte Anlam ( Özet )
    1-) Gerçek Anlam
    a)Temel Anlam:
    Sözcükte akla gelen ilk anlamdır.
    Kazı yapılırken toprak aniden çöktü.
    Çürük elmaları ayırt.
    Soğuk su.
    b)Yan Anlam: Sözcüğün temel anlama bağlı olarak kazandığı ikinci veya üçüncü anlamlarıdır
    Ağacın kökü derinlerde.=> Temel anlam
    Doktor dişin kökünü zorlukla çekti. => Yan anlam
    Mürekkep lekesi kolay çıkmaz.=> Temel anlam
    Tırnaklarda bazen beyaz lekeler oluşur. => Yan anlam

    2-)Mecaz Anlam
    Sözcüğün temel ve yan anlam dışında kullanılarak kazanmış olduğu anlamdır.
    Soğuk davranış.=> Mecaz anlam
    Mangaldaki ateş hemen sönmemiş.=> Temel anlam
    Çocuğun ateşi yükseldi.=> Yan anlam
    Yüreğime bir ateş düştü=> Mecaz anlam
    Onun kadar çiğ bir insan görmedim.=> Mecaz anlam

    3-)Terim anlam:
    Spor,bilim,sanat yada meslek dalı ile ilgili kullanılan kullanılan özel kavramlardır
    Türkiye hangi enlemler arasındadır.
    Öğrenciler kadavra üzerinde otopsi yaptılar.
    Geometride üçgenleri işledik.

    Sözcükte Anlam (Detay):
    Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.

    SÖZCÜKTE ANLAM


    Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
    Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:


    A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER


    Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.

    1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)< a>


    Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "temel anlam" da denir.
    Meselâ, "ağız" dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. "göz" kelimesi de öyle.

    Soğuktan su boruları patlamış.
    Ayağında eski bir spor ayakkabı var.
    Biraz sonra toprak bir yola girdik.
    Kanadı kırık bir martı gördüm.
    Soğuk sudan boğazı şişmişti.
    Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.
    Dün gece erken yattım.
    Sıcak çorbayı içince rahatladım.
    Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.
    Ahmet'in burnu iyi koku alır.
    Ağzında yaralar oluşmuştu.
    Elini hırsla masaya vurdu.
    İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.
    Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.

    2. YAN ANLAM< a>


    Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.
    Meselâ "göz" dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama "iğnenin gözü", "çantanın gözü", masanın gözü" tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
    Meselâ, "düşmek" kelimesi "Meyveler tek tek yere düştü" cümlesinde temel anlamda; "Çocuğun pantolonu düşüyordu", "Bu yılın ilk karı düştü" ve "Kavakların gölgesi yola düştü" cümlelerinde yan anlamdadır.

    Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
    Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.
    Uçağın kanadı havada parçalanmış.
    Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
    Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.
    Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
    Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
    Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.
    Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.
    Yokuşun başına kadar koştuk.

    Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla "geçilen yer" demek olan "yol" kelimesi "yöntem, metot" anlamına gelerek soyutlaşmıştır.
    Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb

    3. MECAZ ANLAM< a>


    Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.
    Bu konuyu bir daha açmayacağım.
    İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
    Derdim çoktur, hangisine yanayım.
    Doktora boş gözlerle bakıyordu.
    Bu şarkıya bayılıyorum.
    Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.
    Yakında savaş patlayacak.
    Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.
    İnce işlere aklım pek ermiyor.
    Kitapları taşırken kolum koptu.
    İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
    Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
    Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.
    Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.
    Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.

    "Kurban olam, kurban olam
    Beşikte yatan kuzuya" (açık istiare)
    "Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor." (kapalı istiare)

    İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)
    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
    Saçını kestir demedim mi?
    Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
    Ayağını çıkarmadan girebilirsin.
    Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
    Orhan Veli'yi okur musun?

    4. DEYİM ANLAM< a>


    Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
    Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
    Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
    Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
    Her gördüğüne dudak büküyordu.
    Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
    İki genç adam boğaz boğaza geldi.
    Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
    Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
    Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
    Matematiği aklım almıyor.
    Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
    Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
    Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
    Bizimkinin iyice çenesi düştü.
    Göze girmek için her şeyi yapıyor.
    İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
    Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
    Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
    Burası çok ayak altı, şurada duralım.

    Deyimlerin özellikleri:


    a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.
    Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,
    "ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,
    "ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,
    "dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,
    "tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.
    Ama istisnalar yok değildir: "baş başa vermek" ve "kafa kafaya vermek" gibi.
    Araya başka kelimeler girebilir:
    "Başını derde sokmak" Başını son günlerde hep derde soktu.
    b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: "Çam sakızı çoban armağanı", "dili çözül-", "dilinde tüy bit-", "dilini yut-"
    c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.

    • 1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:


    ağzı açık, kulağı delik,
    eli uzun, kaşla göz arasında,
    bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,
    can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,
    pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,
    kafayı ye-, aklı alma-,
    akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,
    bel bağla-, çenesi düş-,
    göze gir-, dara düş-,

    • 2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.


    Yorgan gitti, kavga bitti.
    Dostlar alışverişte görsün,
    Çoğu gitti azı kaldı,
    Allah bana ben de sana,
    Atı alan Üsküdar'ı geçti,
    Tut kelin perçeminden,
    Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
    Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
    Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
    Ne şiş yansın ne kebap,
    Fol yok yumurta yok ..
    d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.

    e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?
    Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
    f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:
    Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
    Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
    Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
    O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
    g) Kafiyeli deyimler de vardır:
    Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı

    5. TERİM ANLAM< a>


    Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.
    Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.
    Örnek: kök, mısra, muson.
    "yüklem, özne, kök, zarf", dil bilgisi terimleri; "üçgen, daire, çap", kelimeleri de geometri terimleridir.
    Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.
    Örnek: "Budala" kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.
    Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.
    Boğaz'ı geçip Karadeniz'e ulaştık.
    Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
    Ağacın kökleri çok derinde.
    Üçgeninaçıları toplamı 180'dir.

    6. ARGO ANLAM < a>


    Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.
    Argo, dil içinde bir dil gibidir.
    Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.
    Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.
    Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.
    Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.
    Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.
    "Canına yandığımın dünyası" gibi.
    abdestini vermek: azarlamak
    aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek
    röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek
    piliç gibi: güzel ve sevimli kız
    mektep çocuğu: acemi, toy
    zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak
    yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek
    arakçı: hırsız
    bal kabağı: aptal, beyinsiz
    torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak...

    7. SOYUT ANLAM< a>


    Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.
    Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik...

    8. SOMUT ANLAM< a>


    Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.
    Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak...
    Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.
    "Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum."
    "Adam yıldızlara basa basa yürüyordu."

    9. GENEL ve ÖZEL ANLAM< a>


    Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.
    Varlık-canlı-insan-Ahmet
    Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf

    B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ


    1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER< a>


    Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.
    kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç...
    Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: "kara bahtlı" kelime grubunda "kara" kelimesinin yerine "siyah" kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.
    Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:
    deprem-yer sarsıntısı-zelzele,
    kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen

    2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER< a>


    Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.
    göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,
    Kardeşim sana küsmüş.
    Kardeşim sana kırılmış.
    Kardeşim sana gücenmiş.
    Kardeşim sana darılmış.
    Birinci cümlede bir "kesinlik ve aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta hoşgörü" anlamı, üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede "gücenip görüşmez olmak" anlamı vardır.
    Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)
    Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)
    Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)
    Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)

    3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER< a>


    Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.
    Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,
    Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.
    "sevinmek" karşıtı sevinmemek değil "üzülmek"tir.
    Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.
    "doğru" kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede "eğri" olurken, diğerinde "yanlış" olabilir.
    İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki "ağır" kelimesinin ağır olmayan anlamındaki "hafif"le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.

    4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER < a>


    Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.
    Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir
    Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz
    Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi
    Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:
    Siyah anlamındaki "kara" ile "kar-a" (-a: yönelme hâl eki) gibi
    "Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar"
    "Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar"
    Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya
    Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya
    "hala" ve "hâlâ", "kar" ve "kâr", "adet" ve "âdet" kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.

    5. İKİLEMELER < a>


    Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.
    ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya ...

    Yapı Yönüyle İkilemeler:
    a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost
    b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak...
    c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ....
    d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş ...
    e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl ...
    f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü
    g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur ...
    İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.

    6. YANSIMALAR < a>


    Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.
    tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır...
    Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.
    "miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı"

    7. atasÖzlerİ< a>


    Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
    Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
    Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler
    Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
    Çoğu mecazlıdır.
    Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.
    Genel bir yargı bildirir.
    Öğüt verme amacı taşır.
    At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
    Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
    Böyle gelmiş, böyle gider
    Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
    Damlaya damlaya göl olur.
    Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
    Eden bulur.
    Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
    Göz görmeyince gönül katlanır.
    Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
    Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
    Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
    Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
    Vakitsiz açılan gül çabuk solar.

    8. DOLAYLAMA< a>


    Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.
    "yavru vatan": Kıbrıs,
    "büyük kurtarıcı": Atatürk,
    "ulu önder":Atatürk
    "derya kuzuları": balık,
    "file bekçisi":kaleci
    "Türkiye'nin kalbi": Ankara

    9. anlam genİŞlemesİ< a>


    (yan anlam)

    10. anlam daralmasI< a>


    ] "oğul" kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.

    11. anlam İYİLEŞMESİ < a>


    ] "kötü" anlamındaki yavuz kelimesinin artık "yiğit" anlamında kullanılması gibi.

    12. anlam kÖTÜlenmesİ< a>


    ] "canlı" anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.

    13. gÜzel adlandIrma< a>


    ] "verem" kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için "ince hastalık" ile karşılanması gibi.
    ]Yabanî hayvan adı olan "börü"nün atılıp yerine "kurt" kelimesinin kullanılması gibi.


    En Cok Okunan Yazilar

    02 | Düzlem Düzlem
    07 | Destan Destan
    08 | Paragraf Paragraf
    
    ..:: Online Uyeler ::..
    
    Bi soru sor